Ana SayfaSöyleşilerBilgelikBilgelik: Mimari. Aras Neftçi

Bilgelik: Mimari. Aras Neftçi

Levent Ağaoğlu – Çok teşekkürler, çok aydınlatıcı bilgiler veriyorsunuz. Ben on gün önce Pekin’deydim. İş gereği oraya bir seyahatte bulundum. Pekin kenti nüfus olarak İstanbul’dan daha büyüktür ama şehri yemyeşil buldum. İlk gittiğim 1987’de de o yeşillik vardı, şimdi de o yeşillik var. Ama bizim medya kanallarımızda izlerseniz, Pekin’de hava kirliliği var, şu var bu var, gökdelenler var, tamam ama şehirde trafik akıyor. Bir kontrol var kesinlikle. Bunu İstanbul’la karşılaştırdığım zaman İstanbul acayip bir ucube bir şehir. Şimdi 34 plaka yerine bir numara vermek gerekirse medeniyetimize, ben ona hicri 857 derim, yani 1453’tür. İstanbul’un sokaklarında 857 tarihinde, 1453’te şehit olanların tarihidir. Fatih Sultan Mehmet’in emriyle böyle yapılmıştır.

Demek ki bu medeniyetin arkasında ki fikriyatın geliştirilmesi lazım. O konuda neler düşünüyorsunuz, neler yapılabilirsiniz? O fikriyat ne zaman bitmiştir? Ben konulara daima pozitif bakmayı seven bir insanım. Yani Osmanlı aristokrasisinin çocukları dahi o fikriyattan kopmuşsa, bu fikriyat nasıl gelişebilir? Bu konudaki düşüncelerinizi almak isterim. Çok teşekkür ederim.

Aras Neftçi – Size yaşadığım bir şeyi anlatmak zorundayım. On-on beş sene öncesinde Memlük tarihçisinin oğlu Lübnanlı Halit Bey bana bir kitap getirdi, çok önemli bir kitap. İmaratü`l-Arz Fi`l-İslâm, İslam’a Göre Yeryüzününün İmarı yazan Cemil Abdülkadir Ekber. Pakistanlı olabileceğini düşündüm. Darbeden tam iki hafta sonraydı. Bir Arap kitap fuarına gittim, bir Halepli arkadaşım Halep’i anlatıyordu. Baktım birisiyle konuşuyor. Konuştuğu kişinin o kitabı yazan Cemil bey olduğunu öğrendim. Sarı kırmızı renkli, çakır çekik gözlü bir adamdı. “Nerelisin” dedim, “ben Buharalı”yım” dedi. Meğer Mekke’ye hicret eden Buharalı’lardan birisi. Hikâye şöyle: Cemil Bey dünyanın en iyi okulunda mimarlık doktora yapmış MIC’de. Orada doktorasını almış, doktorası da aynı “İslam aleminde mimari problemler ve çözümler” bu konuyu almış, sonra Arapçasını bayağı büyük hacimli yapmış. Ve tabii büyük imkanlar dahilinde bütün İslam alemini dolaşıyor, görüyor. Bir de Türkiye’ye geliyor, babası Suud Ordusu’nda generalmiş. Sürekli İstanbul’a gelen, Türkiye’yi bilen birisi. Konuştuk,  konuştuk, sonra anladım ki bu muhterem zat hakkın dağıtımıyla ilgili yeni bir kitap yapacak. Yani İslam’a göre yeryüzünün imarının bir üstüne çıkacak. O kitabın ilk konuşmalarını yapmış, birkaç kişi onu bir videoya dönüştürmüş, sonra dostlarını çağırmış ve bu yayını yapacağını söylemiş. Bundan sonra burada kalma, hayatına mal olmaz ama seni hapse atarlar, demişler. Bu da ailesini bırakarak, yeni bir eşle evlenip Türkiye’ye geldi. Buradan Cezayir’e gidebilirim, diye. Ve içime bir yara düşüyor, şimdi herşeyden önce kendisi Özbek asıllı Türk, Özbekçe biliyor bir miktar. Ortaya sunduğu fikri kitabıyla, teorisiyle İslam aleminde başka sunan yok.

Çünkü yeni bir videosunu dinliyordum, hadisi mükemmel biliyor, takip ediyor, bu hadis buradan geldi, burada görüş budur, tefsir yapmasa bile mükemmel bir yorum yapıyor. Tabii hadislerin çoğu sahihtir, zayıftır yani İslam dini de incelememiş. Nasip oldu aracı oldu burada Fatih Sultan Mehmet Üniversite’sinde burada hoca oldu, göreve başladı. Orada ilmini paylaşıyor. Nasip olursa kitaplarını tercüme ederiz.

Şimdi tam buyurduğunuz gibi ne yapabiliriz? Biz kökümüzü çok iyi bilmiyoruz. Hangi birimiz Osmanlı imar dönemi veya İslam’a göre veya Türklere göre ben dahil hangi birimiz biliyoruz. Çalışmıyoruz, eğilmiyoruz, çünkü dil bilmiyoruz, tercüme etmiyoruz. Tercüme edilmediyse anlamıyoruz. Selçuklu’yu anlamak için farsçayı ne kadar biliyoruz? Osmanlı’nın kökeninde Farsça çok etkilidir. Bu sabah bile bakıyordum. Şimdi ezberimde değil, İran’da çöp toplayan bir çöp kamyonu, aslında burada da topluyor. Hafızın şiirini arkasına yazmış, “burada çöp toplamıyorum, seni görmek için şehri sokak sokak dolaşıyorum”. Domates satanlar eskiden ne güzel şiirler söylerdi sokaklarda, o da kalmadı. Destan gibi böyle. Bunları kaybediyoruz, ben otuz sekiz yıldır buradayım ama iki yaşından beri İstanbul’a gelip giderim. Yani biz küçükken gördüğümüz o değerleri dahi özlüyorsak, gelecek neslin bunlardan haberi bile yok. Biz öğrenciyken hocalar apartman sistemine karşıydılar, en iyisi ayrık ev birbiriyle yakın olmayan işte bahçesi olan vs. Apartmanlara kızarlardı. Şu anda apartman hayatını anlatan Seksenler dizisi en büyük zevkle izlediğimiz dizi oldu. Onlara bile hasret kalacağız.

Dikkatli olalım. Şu anda tam Ortaçağ yaşıyoruz. Türkler hayatlarında böyle yaşamadılar. Nerede residans site yapılıyor, üç duvarı var, dikenli tel var, koruma var, alarm var, oraya gidiyor Ortaçağ’ın kuleleri gibi. Çevredeki komşudan haberi yok. Komşusu açken, kendisi tok yatan hadisi artık duvarlara bile asılmıyor. Farketmiyor varlıklı veya varlıksızı, sağcısı, solcusu hepsi öyle yaşıyor evlerinde. Eskiden bir mahallede hem tek göz odalı fakir ev vardı, bir de konak vardı. Hepsi birbirinden haberdardı. Hatta anlatırlar, eski İstanbul’da zenginler bile bilinmezdi, söylemezlerdi. İşimiz zor ama yıkaboza öğreneceğiz. Doğu’nun en yüce karakteri yıkaboza öğrenmektir, biz yıkaboza öğreneceğiz. Ama hep zararlı çıktık.

Kaynak: Yesevi Vakfı Pazar Buluşmaları, Küçük Ayasofya

leventagaoglu
leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz


TWITTER

Son Eklenenler