Sun Tzu

}Savaş sanatı bir devlet için yaşamsal öneme sahiptir.

}

}Ölüm-kalım meselesidir. Güvenliğe kavuşmanın yahut yok olmanın yoludur. Bu nedenle ihmal edilmesi kesinlikle düşünülemez.

}Savaş Sanatı, savaş koşullarının değerlendirilmesinde mutlaka göz önüne alınması zorunlu beş önemli faktörün etkisi altındadır.

Bu faktörler:

}

  • Uyum (Ahlak) Faktörü,
  • Hava Faktörü,
  • Arazi Faktörü,
  • Liderlik Faktörü,
  • Disiplin Faktörü’dür.

}Savaş Sanatı’nın en pratik kavramı, düşman ülkesini tümüyle, zarara uğratmadan ele geçirme fikridir. Yakıp yıkmanın kimseye faydası olmaz. Aynı şekilde, bir orduyu da tümüyle ele geçirmenin nimetleri sınırsızdır.

}Savaş Sanatı bize;

}

  • düşmanın üzerimize gelmemesini ummaktansa düşmanı karşılamaya hazırlıklı olmamızı,
  • düşmanın bize saldırmamasını dilemektense bizim pozisyonlarımızın düşmanın saldırısını imkansızlaştırmasını öğretir.

  

          The Art of War – Savaş Sanatı

Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabı işhayatı stratejilerinin bir numaralı referans kaynağı ve strateji de aslında askeri bir terim.  Antik Çin’in dünya tarihine armağanı olan general ve stratejist Sun Tzu’nun görüşleri, kendisinden sonraki bin yıllara ilham vermiştir. Tarihin bilinen ilk stratejisti, günümüzün küresel rekabetinde düşmana karşı yaklaşımı ve savaş felsefesiyle değişik kültürlere strateji yolu göstermiştir. Savaşı bir sanat olarak yorumlamış, kaynak, zaman sevk ve idare alanlarında, modern yönetim bilimlerinin temelini oluşturmuştur.  Savaşın nasıl kazanılacağı, problemlerin, fikir ayrılıklarının nasıl çözüleceği üstüne kurduğu felsefi altyapı, günümüzün orduları olan büyük kuruluşların yararlandığı bir bilgi hazinesine dönüşmüştür.

İş dünyası, askerlik terimlerini disiplinin içine ithal etmeye devam etmektedir. Strateji, taktik, lojistik gibi kavramlara en son askeri uygulamalar neticesinde geliştirilen internet kavramı ilave edilmiştir. Gerek dünya, gerek Türkiye tarihinde teknolojik, bilimsel, yönetim felsefeleri askeri odaklı olarak bulunup geliştirilmişlerdir. İnsanoğlu, ilk kez avlanmak, sonrasında ise karşıt gruplarla çatışmak için bir araya gelerek bugünkü organizasyonun temelini atmış, devam eden süreçte ise daha etkin savaşmak için bu grupları yönetimsel ve bilimsel şekilde geliştirme çabalarına girmiştir. İnsan topluluklarından oluşması, örgütsel yapı içindeki hiyerarşisi ve var olması için kendisine benzer oluşumlarla girdiği rekabet, orduları günümüz şirketleriyle, savaşlarsa bu şirketlerin etki alanlarını arttırmak amacıyla birbirlerine karşı olan şiddetli rekabetleriyle özdeşleşmektedir.

Dünya ekonomi politiğinin düzeninin değiştiği bugünlerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin artan önemi tarışmasız bir gerçektir. Yeni dünya düzeninin kurulma aşamasında olduğu bu dönemde, Çin’in tarih boyunca Türklerle başlayıp, “diğerleri” ile ilişkilerini belirleyen Sun Tzu felsefesinin incelenmesi, ülkemizin reaksiyon yetilerini de yadsınamaz şekilde geliştirecektir.

Kârlı büyümek, pazar payını artırmak, rekabette öne geçmek gibi hedefleri olan günümüz firmaları için yönetim bilimi yeterli değil. Bu sıkıntı, daha iyi sonuçlar alma niyetiyle başka disiplinlerden yararlanmayı deneyen firmaların, yöneticilerin sayılarında artışlar getiriyor.

Savaş tarihinde çok önemli bir yeri olan Sun Tzu isimli generalin öğretisi de bu kaynakların başında yeralıyor. Strateji biliminde ilk teorileri ortaya koyan Sun Tzu’dur.    Bu eserlerin başında “dünyanın en eski Savaş stratejileri kitabı” olarak bilinen ve 2500 yıl önce Çin’de yaşayan Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı (The Art of War) adlı eseri gelmektedir.

Meşhur Çin klasiklerinden biri olan ve modern askerî stratejilerin hepsinin temelini oluşturduğu kabul edilen bu eserin, eski Çin’de MÖ. 5-3. yüzyıllar arasında yaşanan “Savaşan Eyaletler” döneminde (Chou Hanedanı’nın parçalanma dönemi) yazıldığı bilinmektedir. Taocu felsefenin hâkim olduğu eserde savaş, “devletler için hayati önem taşıyan bir konu, bir ölüm-kalım meselesi, hayata ya da yok oluşa giden yol” olarak değerlendirilmekte ve bu sebepten “onu derinlemesine incelemenin kaçınılmaz olduğu” söylenmektedir.

“Savaş Sanatı” kitabı, dünyanın pek çok ülkesindeki harp okullarında bir klasik olmuş durumda. Bu açıdan, her hukuk fakültesinde okutulan “Roma Hukuku” dersine benzetebiliriz.

Sun Tzu, eyalet savaşları sırasında ürettiği akıl ve gösterdiği başarılarla general rütbesine yükselmiş. Savaş prensipleri herkes tarafından kabul görmüş, bulduğu fikirlerin üstüne şimdiye dek çok fazla şey eklenememiş. Hannibal ile savaşta Roma komutanı Fabius Maximus onun fikirleriyle kurtulmuş, Napoleon Bonaparte Jena ve Austerlitz savaşlarını onun aklını benimseyerek kazanmış. ABD çöl fırtınası ve Irak savaşlarında onun sayesinde çok daha az kayıp yaşadığını açıklamış.

Yaklaşık olarak M. Ö. 500 yıllarında yazılmış olan Harp Sanatı dünyada mevcut askerliğe ait en eski eserdir. Oldukça kısa, fakat özlü ve yoğun bir şekilde, yalnız prensipleri kapsamakta ve orijinal değerini hala büyük ölçüde korumaktadır.

Bu kitap, kapsadığı prensipleri, çağdaş harbin isteklerine uygun duruma getirmeye yetenekli askeri araştırmacılar ve öğrenciler için, hala (yani, yazılışından yirmibeş yüzyıl sonra bile) harbin yönetimi konusunda değerli bir rehberdir. Her ne kadar, savaş arabaları ortadan kalkmış ve silahlar değişmiş bulunuyorlarsa da, bu çok eski çağların üstadı, yalnız temel konuları, politikanın etkisini ve insan tabiatının askeri harekâta ilişkin yönünü ele aldığı için, değerini korumaktadır. O, bu ilkelerin, nasıl değişmez nitelikte olduklarını dikkate değer bir şekilde göstermiştir. Harp Sanatı Kitabının bazı prensipleri şöyledir:

—        Harp Sanatı, devlet için hayati önem taşır.

—        Bütün savaş uygulamaları aldatma ve yanıltmaya dayanır.

—        Harpte, en büyük hedefiniz, zafer olsun, uzun süren seferler değil.

—        Taarruzda, becerikli general odur ki, karşısındaki neyi savunacağını bilemez. Savunmada becerikli odur ki; karşısındaki neye taarruz edeceğini bilemez.

—        Sürat harbin özüdür. (Çabukluk savaşın ruhudur. Düşmanın hazırlıksız oluşundan yararlan, beklenmediğin yollardan ilerle ve savunulmayan noktalara saldır)

Günümüz firmaları da savaşıyor. Firmaların içinde bulunduğu savaş ile gerçek savaş arasındaki fark, firmaların kenarda kalma, savaşa girmeme seçeneklerinin olmaması. Zincirler arasında savaş var ve zincir içindeki firmalar arasında sembiyotik bir ilişki olduğu için her firma zincirin başarısı doğrultusunda çaba harcamak zorunda. Böyle bir durumda da Sun Tzu öğretisi tartışılmaz bir yarar sağlıyor.

ATATÜRK VE SUN TZU:   Karşılaştırmalı Savaş Sanatı Analizi

Tarihin bilinen ilk stratejisti, günümüzün küresel rekabetinde düşmana karşı yaklaşımı ve savaş felsefesiyle değişik kültürlere strateji yolu göstermiş olan Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabı, savaş (ve rekabet) stratejilerinin bir numaralı referans kaynağıdır. Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabında yeralan savaşın aktörleri ise Çinliler ve Türklerdir.

Türkler ise Atatürk’e gelene kadar durmaksızın savaşmışlar fakat yaptıkları savaşları yazmamışlardır. Sun Tzu’dan 2500 yıl sonra, Atatürk, Savaş Sanatı hakkındaki uygulama ve değerlendirmeleri ile  çağlar üstü bir yapıt olarak ortaya koyarak, Savaş Sanatı’nın en eski ustaları olan Çinliler ve Türklerin uygulamalarının karşılaştırılması için  bir temel sağlanmasının yolunu açmıştır.

Sun Tzu’nun askeri öğretisiyle, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kariyerinde almış olduğu kararlar, rakiplerine karşı sunduğu rekabetçi bakış açısı ve Kurtuluş Savaşı’nda zaferi kazandıran savaş felsefesinin yorumlanarak, Türkiye Stratejisi’nin bütünsel kimliği içinde yorumlanması, öz kaynaklarımızı etkin şekilde kullanmamıza imkân verecek, kimliğimizi köklerimize paralel şekilde geliştirme imkânı sunacaktır.

Atatürk’de misyon; değer (insan ve kurum) ve kuvvet olarak ifade edilirken, Sun Tzu’da vizyon dar anlamda zafer ile sınırlanmış,  Atatürk ise gerçek zafer kavramı ile savaşı savaş alanlarının dışına çıkararak, savaşı sadece askerler ile ilgilendirmemiş, ulusun ve insanların tümünü savaşın aktörleri haline getirmiştir. Stratejinin de üzerine çıkan Atatürk vizyonu ile karşılaştırıldığında, Sun Tzu teknik ve taktik düzeyini aşamamış görünmemektedir.

Yapılan çalışma Sun Tzu ve Atatürk’ün benzer yanlarındaki farklılıklarına da dikkat çekmiştir. Birleştikleri ve ayrıştıkları noktalar, geniş kaynaklarda, verdikleri kararlardan hareketle taranmış ve yorumlanarak sonuca ulaştırılmıştır.

Atatürk ve Sun Tzu’nun dönemsel farklılıkları metinde en aza indirgenmesine rağmen bulundukları farklı konjonktürlerden, kendilerini yaratan savaşların dönemlerine ve sebeplerine bağlı olarak aralarında fark oluşturan etmenlerle, çalışma sırasında sıkça karşılaşılmıştır.

Atatürk’ün mağlup bir imparatorluk ordusundan yarattığı, ülkesini kurtarmak için son şansı olan ordusuyla, Sun Tzu’nun imparatorlar veya prensler tarafından ganimet için görevlendirilmiş ordusunun, zaferin kazanılması hakkındaki görüşlerinin uyuşmaları beklenmemelidir.

İki komutandanda da farklı olan zafer teriminin farklılığı, çalışmanın genelinde ortaya çıkan farklılıkların merkezini oluşturur. Savunma ve saldırı arasında komutanların yaptıkları seçimler, Sun Tzu takip kavramından kesinkes bahsetmez iken, Atatürk’ün mutlak takip ve imha prensibine sıkı sıkıya bağlanması, iki düşünürün konjonktür farklılığından doğan bu yorum farklarına etkili örnekler teşkil etmektedirler.

Çalışmada en dikkat çekici fark ise iki komutan arasındaki vizyon farkı olmuştur. Sun Tzu’da amaç çarpışmada düşmana üstünlük sağlamak iken, Atatürk’ün amacı savaşı kazanmaktır. Düşmanı imha, ısrarcı saldırganlık ve takipçilik, Atatürk’ün geniş vizyonunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Metinde ayrıca aralarındaki ikinbin beşyüz yıllık farkın dışında büyük özdeşleşmeler görmek şaşırtıcı olmuştur. Tarihe hizmet etmiş iki komutan da savaş öncesi, savaş sonrası ve savaş sırasında alacakları kararlar birbiriyle örtüşmekte, agresif, disiplinli inisiyatif alabilen yapının zafere ulaşacağının altı çizilmektedir.

Bir diğer dikkat çekici özellik ise yine iki komutanın da planlama aşamasında, temellerini sağlam olarak hazırlamalarını takiben, devam eden süreçte planlarının değişebilir olmasına verdikleri önemdir. Taktiklerde ve diğer alanlarda dikkat çekici bir farklılık ise Atatürk’te savaş kendi kaynakları ve kendi durumu merkezinde ele alınarak planlanmış olmasına karşın, Sun Tzu’da arazi ve düşmanın durumu gibi kendi gücü dışındaki faktörlere verilen önemdir.

Sonuç olarak yapılan çalışma göstermiştir ki, gerek liderlik gerekse de yönetimde iki liderin farklılıklarından çok dikkat çekici ölçüde benzerlikleri mevcuttur. Bu benzerliklerdeyse Atatürk’ün manevi güce verdiği önem gözle görülür şekilde Sun Tzu’nun üstündeyken, Sun Tzu’nun örgüt yapısı içindeki disiplinin vazgeçilmezliğine yaptığı vurgu Atatürk’ten fazladır.

Farklılıkları ele alındığındaysa, en önemli olgunun, Atatürk’ün, düşmanın imha edilmesiyle zaferi tayin edici bir özellikte araması, Sun Tzu’da ise düşmanın savaş alanından çekilmesinin zafer için gerekli ve yeterli şartlar olarak görmesi olarak tanımlanabilir.

Savaş, insanın yaratılışından beri var olan bir olgudur. Tarih boyunca yaşanan bütün maddi ve manevi gelişmeler, bilimsel ve ahlaki ilerlemeler, insanlar arasında süregelen savaşları yok etmeyi başaramamış, hatta gerek teknolojik gerekse fikrî bakımdan kuvvetlenmesine, yayılma alanı ve yıkım gücünü artırmasına sebep olmuştur. Bu duruma dikkat çeken bazı yazarlar, insanlık tarihini bir “Savaşlar tarihi” olarak nitelendirmişler ve tarih boyunca birçok düşünür, asker ve devlet adamı, savaşın ne olduğu, tarihî seyir içerisindeki yeri, toplumsal ve ekonomik döngü üzerindeki etkisi ve Savaş sanatı konularında muhtelif eserler kaleme almışlardır.

  1. Ö. 500’lerde yaşamış olan, Çinli büyük stratejist (askeri filozof) Sun Tzu «Savaş Sanatı» adlı ünlü eserinde Strateji biliminde ilk teorileri ortaya koymuştur. Bundan 2500 yıl önce Çin’de yaşayan, Sun Tzu Türkler’in, M.Ö.78-711 tarihleri arasında yaptığı sürekli akınlar döneminde Çin’de bir askeri stratejist olarak yetişmiş ve düşüncelerini Türk ordularını incelemekle olgunlaştırmıştı. M.Ö. 500 yıllarında yazdığı “Savaş Sanatı” eseri ile ünlüdür. Harbin prensip ve ilkelerini sıralayan bu eser, modern çağda da önem ve değerini korumaktadır. Sadece askerlerin ya da araştırmacıların değil bu günün iş dünyası içinde özellikle yönetici konumunda olan herkesin okuması gereken muhteşem bir kitaptır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki İçerikOğuz Kağan
Sonraki İçerikMete Han
leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

TWITTER

Son Eklenenler