Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş ve ardından gelen diriliş döneminde ülke yokluklar içinde boğuşurken, para yok, pul yok, teçhizat yok iken bir tek gerçekliğe güvendi: İnsan. Ne yaptı ise insan unsurunu hareketlendirerek, ona değer katarak yaptı, inşa etti. İnsan demek sonsuz enerji demekti, vazgeçilmez değerler demekti. İnsan bir değer idi ve İnsana değerdi. Eylemlerinde iletişime birinci önceliği vermesi, insan değerine verdiği önceliğin en önemli kanıtı idi. İnsan ikna edilebildiğinde, kendisinle doğrudan iletişim kurulabildiğinde, o bir tek insan diğer insanları da çağırıyordu.

1920’li yılların başında Türkiye’ye saldıran Batılı ülkeleri insanlık değerlerine uymaya ve egemenliğimizi tanımaya davet eden Atatürk’ün kurduğu devlet, çok geçmeden 100 yıl sonra,   2020 yılında Batı’ya yardım konvoyları gönderirken, gelinen nokta insanı da yapaylaştırılarak tükenme ikilemi ile karşı karşıya bırakmıştır.  Kaybolan insanlık tekil insanı da tehdit etmeye başlamıştır.

 “Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat aşığıyım” Mustafa Kemal Atatürk

Zaten Cumhuriyet de kulluğu, tabi olmayı esas alan, insanı değersizleştiren Monarşik yapının aksine halkı, insan topluluklarını yüceltiyordu.

Atatürk’ün hitabetinin bir numaralı öznesi olan “Efendiler!” tabiri İnsan’a olan yüceltici bakışının simgesi idi. İnsan; Efendi’dir.

Sofia’da Attaché militaire Lieutenant Colonel (Askeri Ataşe Yarbay Mustafa Kemal Sofya’da. 1912)

Türklerde ilk kez Tonyukuk Yazıtlarında (MS.720) dile getirilen “Budun da Budun boldı” (Halk da halk oldu)  tabiri ise halkın nasıl da olması gereken yere yükseltildiğinin ilk örneğini göstermekte idi. Türkler ıssız ve susuz bozkırların biçimlendirdiği zorlu hayat şartlarında yaşadıklarını, meydana getirdiklerini (kültür, dil, devletler. vb) hep bir insani dayanışma mücadelesi ile ortaya koydular.  Türklerin Yaratılış Destanı ve Oğuz Kağan Destanında da aslolan tüm evrensel gerçekliği ile İnsan idi.

“Ben yalnız liyakat âşığıyım” veTaşa toprağa değil, insana kıymet verin! “ tespitleri ise son derece güçlü bir vurgu içermekte ve insana verilen üstün değer ve önemi göstermektedir.

Geleceğin Türkiye’sini, İnsan ve Değeri kavramları üzerinden şekillendirmeye çalışan Atatürk, geçmiş Türk Tarihi araştırmaları neticesinde de sadece Türklerin değil, ilk insanlığın vatanı sayılan Orta Asya’yı,  insanlığın da ortak atası ve kökleri olarak görerek İnsan, İnsan Değeri ve İnsanlık kavramlarını bir potada eriterek sentezlemiş ve evrensel bir düşünce mirasını bizlere bırakmıştır.

300’ü aşan sayıda liderler, Türk devletlerine başkanlık etmiştir. İçlerinde şiirler dışında yazılı miras bırakanlar bir elin beş parmağıdır. Oğuz Kağan efsaneleşirken, Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan’ın yazıtları, Babür ve Ekber Şahların yazmaları, Atatürk’ün ise yazdığı kitaplar zamanlar ötesine yollanan çoban ateşleridir; hedeflerimizin sırlarıdır. Karahanlı, Altınorda hanları, Gazneli, Memluk, Selçuklu, Timurlular, Osmanlı sultanları, Safevi şahları şiirler yazarken Hun, Göktürk, Babür ve Türkiye devlet başkanları ise düzyazılı eserleri ile Moğolistan, Çin, Hindistan ve Türkiye’de tarihi hem yapmış hem de yazarak en değerli bir miras bırakmışlardır.

Atatürk’ün ağzından ve kaleminden çıkanlardan oluşan (yazı ve konuşmalar, belgeler, telgraflar, tamimler, beyannameler, hatıralar, söylev ve demeçler, kararlar, mektuplar, röportajlar, söyleşiler, yazışmalar, demeç, tutanak, görüşmeler, kitaplar) 12 bin sayfalık eseri, bizlere bıraktığı ve gençlik üzerinden geleceğe emanet ettiği, tüm Türk devletlerinde birikmiş binlerce yıllık insan değerinin dile gelişidir.

Atatürk ile ilgili derlemelerde İnsan konusu ıskalanmış gözükmekle birlikte insafsız ve maksatlı bakışlar ile putlaştırma kavramı bir kara propaganda vesilesi olarak kullanılagelmiştir. İnsanüstülüğün alabildiğine karşısında olan, herneyi başardıysa insanlar ile birlikte, insanları yanına alarak, etkileyerek, teşkilatlandırarak, ikna ederek adım adım ilerleyen, “bize adam lazım” diyen bir liderin gündemindeki bir numaralı ve vazgeçilmez madde “İnsan ve İnsan Değeri” olmuştur.

Atatürk’ün hiç sönmeyen enerji kaynağı insanlar ile muhabbeti ve insanların ona olan sevgisi olmuştur. 1300 yıl önce Tonyukuk’a Bilge sıfatını yakıştıran insanımız, bu kez de Mustafa Kemal’i, Ata sıfatı ile onurlandırmıştır. İnsanımızın üstün değerler ile dolu yüreği her iki liderin de gözünden kaçmamış ve kendilerini de hem kâleme hem de kılıça efendi yapmıştır.

İnkılâp ve ilkelerinin doktrine dayanması görüşüne verdiği cevap dikkat çekicidir: – O zaman donar kalırız. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk’ün İdeolojisi, Milliyet gazetesi, 13. XI. 1970). Aktaran: Utkan Kocatürk. Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri. Ankara. 1999. ss. 76

Sözkonusu sorunun sahipleri Atatürk’ün bilhassa vefatının ardından zihinlerinde tasarladıkları görüşleri Kemalizm/Atatürkçülük adı altında doktrine dönüştürerek dondurmuşlardır.

Yenilikçiliği ve uygulama gücünü ilke edinmiş bir siyasi lider dogma ve izm’lerin dondurulmuş kalıpları ile sınırlandırılmış, dinamizminden soyutlanmıştır.  Kadro hareketi, Yön hareketi, Askeri darbeler bir Kemalizm dogması peşinde olmuşlar, Atatürk’ün yegâne ilham ve güç kaynağı olan millet bağını kopartmışlardır. Türk Hümanizmi akımı ise Atatürk’ün başlattığı dil ve tarih incelemelerinin Eski Türk boyut ve idealini, Eski Yunan olarak değiştirerek, yabancılaşmayı derinleştirmişlerdir.

Dünyanın en uzun süreli ve en geniş sahalara yayılan Osmanlı imparatorluğu’nu Türkler en fazla 600 yıl devam ettirebilmişlerdir. Avrupa ise 500 yıldır devam ettirdiği kapitalist dünya düzenini artık devam ettirememekte, Türklerin yaptığı şekilde bir ıslahat sürecinden geçerek insanlığın hizmetine girme yolu kendisini beklemektedir. Bu konuda Türkiye ile girebileceği bir işbirliği, özellikle Akdeniz ülkelerinden başlamak üzere üçbinli yılların henüz başlarında olduğumuz bugünlerde insanlık için bir umut kaynağı olacaktır.

Türkiye’nin kurucusu Atatürk, hedef olarak gösterdiği muasır medeniyet seviyesi ile bu işbirliği için en uygun bir zemini oluşturmuştur. Avrupa’daki yirmiyi aşkın şehirlerde ( Amsterdam, Brüksel, Pikardi, Paris, Karlsbad, Berlin, Strasburg, Zürih, Viyana, Brindisi, Münih, Belgrad, Bosna, Çetine, Üsküp, Sofya, Bükreş, Köstence, Manastır, Selanik) bulunan Atatürk, Türkler adına bu işbirliğini bizzat hayata geçirmiş ve Batı Medeniyeti’nden aldığı ilham ve fikirler ile meydana getirdiği etkileşim yegâne bir sentez ortaya çıkarmıştır.

Hayatında yenilgi yüzü görmemiş kurucu bir liderin 20.yüzyıl başlarında ortaya koyduğu bu birleştirici, sentezleyici, kaynaştırıcı, dönüştürücü ve yenileştirici meydan okuma, umulur ki, Akdeniz ülkelerinden başlamak üzere Avrupa ülke ve liderleri için de 21.yüzyıl başlarında yer aldıkları önemli bir kavşak noktasında bir ilham kaynağı teşkil edecektir.

 

 

 

 

Önceki İçerikFatih Mehmed
Sonraki İçerikMahatma Gandi
leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

TWITTER

Son Eklenenler