Hindistan

Hind kıtası ile ilk tanışıklığım 1995 yılında Pakistan’a ger­çekleştirdiğim iş seyahati ile başlamıştı. Özellikle Lahor kentinde gördüğüm kiremit rengindeki yüksek duvarlı devasa tarihi yapılar ve otel odasında gördüğüm kitapçıkta bahsedilen Mugal İmpa­ratorluğu ibaresi bende ilk sorgulamalara yol açmış ve devam eden iş seyahatlerimde Multan ve Sialkot izlenimlerim Hind dünyasına olan ilgimi daha da arttırmıştı. Nihayetinde 2016 ve 2017 yıllarında Hindistan’da Tamil Nadu bölgesine ve dönüş yolunda Mumbai (Bombay) kentine iş seyahatlerim neticesinde izlenimlerimi kitaplaştırmaya karar vermiştim.

Hint, hem bir dünya hem de kıtadır. Diller, dinler, devletler ve düşüncelerin bitmez tükenmez menbaıdır.

İlk seyyahımız Bîrûnî’nin 1017 de başladığı Hint seyahatleri (1017-1030) bininci yılını tamamlamış bulunmaktadır; Tahkiku Malil Hind olarak kitaplaşmıştır. Hindistan misyonu 16. yüzyılda Babür Şah (1483-1530) tarafından Babürname (1526-28) ve Seydi Ali Reis (1498-1562) tarafından Mirat’ül Memalik (1554) olarak kitaplaştırılmıştır.

İngilizlerin Sub-Continent (Alt Kıta) dedikleri, Türk’ün Bîrûnî ve Seydi Ali Reis ile seyyah ederek seyrine doyamadığı Hint kıtasıdır, Mirat’ül Memalik’tir ki Mahal Hatun’un sevgisi hürmetine taçlanmış; Tac Mahal ile sonsuza değin Hint kıtasının biricik süsü olmuştur.

Afrika-Asya yüzyılının ayak seslerini giderek daha sıklıkla duyduğumuz 21. yüzyılın ilk onyılları, Eski Dünya’nın hâtıralarını Asya’nın iç kısımlarından başlayarak birlikte yâd eden bu sıcak­kanlı insanların ortak enerjileri, Yeni bir Dünya’nın meydana getirilmesi çabalarındaki katkıları sonsuz fırsatlar içermektedir.

Ortaklaşa mirasımız bir Hint buluşu olan sıfır rakamını matematik işlemlere uygulayarak yeni bir çağı başlatan Hive doğumlu Özbek Türk’ü Harezmî’nin, sıfır üzerinden yaptığı biri, on, yüz, bin, milyon yaparak neticede sonsuzluğa uzanan; bilim ve inancı birlikte yoğuran üretken ve sapasağlam bir temel ortak paydadır.

Hem Türkistan, hem de Hindistan’a, bizleri besleyen BÜYÜK ASYA’daki iki ana kaynağa da maalesef uzak ve mesafeliyiz. Mesafeleri bir nebze olsa da kısaltmak maksadıyla Hindistan’a yaptığım iki seyahatin fotoğraflarını ve gözlemlerini biraraya getirdim, literatürümüzü inceleyerek, Hint Dünyası’na erişmeye çabaladım.

Hindistan Seyahatnamesi’nde 2016 ve 2017 yıllarında Hin­distan Seyahatimizin gözlem ve fotoğrafları paylaşılmıştır.

Her kimler akıl etti ise biz Türkleri köklerine karşı feci bir biçimde yabancılaştırmışlar. Hind kıtasının kuzeyinde yeralan Lahor kentini 1995 yılında ve en güneyinde yeralan Coimbatore kentini 2016-17 yıllarında ziyaretimde, bu şehirlerin ata yadigârı olduğunu bilmiyordum. Türk İmparatorlukları hanedan adlarına indirgenerek bizlere yabancılaştırılmıştı. 3 kıtadaki İmparatorlu­ğumuza Osmanlı Hanedanı ve Altkıtadaki İmparatorluğumuza ise Mugal Hanedanı olarak yabancılaşmıştık.

İlk seyyahımızın da Bîrûnî olduğunu bilmez olmuştuk. Gene de suçu bizler kendimizde arayalım. Dünyayı bir kuşak olarak saran Türk diyarlarını seyyah edelim, yazıp gelecek kuşakları­mıza da emanetlerimizi bırakalım.

Fikirlerimizin tükenmez pınarı TÜRKİSTAN diyarlarındaki ve HİNT’erlandındaki Bilgelerimizin nurlarıyla aydınlanmak ümidiyle.

Hindistan seyahatlerimin gözlemleri ve Hindistan literatürü birlikte değerlendirilerek yazılan Hindistan Seyahatnamesi – Hind Kıtası kitabı, Hint-Avrupa sınıflamaları ve Hindiçin coğrafyalarının önüne Hindistan, Türkiye, Türkistan sacayağını konumlandırıyor. Büyük Asya yüzyılı da efkâr dağıtarak hayatı hürriyet ile anlamlandıran Türk ve Hintlilerin dinamizmi ile canlanmaktadır.

Avrupa’nın zihni (düşünce) kazanımları nasıl Güney Asya, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika gibi yollardan devşirilmiş ise, Türklerin benzer kazanımları da çoban ateşlerinin peşi sıra Türkistan’dan yollara düşülerek sofra tutulan Kuzey Hindistan’ı da içine alan Büyük Horasan, Küçük Asya (Anadolu)  ve ardından Güneydoğu Avrupa (Rumeli) çizgisinde hayat bulmuştur. Nil -Yamuna nehirleri arasındaki bölgenin Dicle, Fırat, Seyhun, Ceyhun, İndus nehir boyları da bu hayatı sürekli kılmıştır.

Velhasıl; Horasan, Hindistan ve Hitit, Büyük Asya ve Küçük Asya’daki sentezlerimizin asli unsurlarındandır.

Hint bir okyanustur da Türk değil midir? İlk kez Tonyukuk yazıtında karşımıza çıkan Talay ile adlandırılan okyanus tabiri daha sonra Budist rahip ve devlet adamı Dalai Lama ile kendini göstererek, okyanuslar enginliğindeki  ve derinliğindeki Hint ve Türk dünyalarının ortak yaşam zenginliğini ortaya sermektedir.

Türk Evi serisinin ikinci kitabı olarak yayınlanan eser, bu denli zengin olan bir tarihsel birikime ve on altı Türk Devletinden dördüne vatan olmuş Hint Kıtası’nın efsaneliğine karşın son derece kısıtlı  Hindistan kütüphanemize bir ivme kazandırarak, ilişki ve alışverişlere canlılık getirme derdi ile doludur.

Hâsılı; Hint kumaşı bulunmaz değildir, arayan bulacaktır, Hint fakir de değildir, inanılmaz zenginlikleri barındırmaktadır. Harezmî, Bîrûnî ve Seydi Ali Reis’den bu yana atalarımızın yaptığı gibi Hint kıtasında seyrüsefer ve seyyah edelim.

HİND DÜNYASI – HİNDİSTAN SEYAHATNAMESİ

  • Özgün düşünceler
  • Medeniyet ve Milliyet zenginliklerimiz.
  • Hind. Hindoloji. Hint’erland. Hind-i Çin
  • Hind-Avrupa mı, Hint-Türk mü?
  • 10 maddede Hindistan
  • 26 Harita
  • 100 Fotoğraf
  • 200’ü aşkın Kaynaklar
  • Detaylı indeks
  • 2 Seyahatin gözlemleri
  • Hindistan Literatürümüz
  • İlk Seyyahımız kimdir?
  • İlk Hindologumuz kimdir?
  • Hint Kumaşı, Türk Kuşağı
  • Çingeneler; Çin’den mi Hind’den mi geldi?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

TWITTER

Son Eklenenler