Levent Ağaoğlu – çok teşekkür ederiz anlatınız için, değindiniz konuşmanızda, bu fuarda ben geçen hafta baktım, Türk felsefecisini bir tek siz anlattınız. Neden bu böyle yani felsefe, düşünme eğilimi, zihin, zamandan ve zeminden soyut bir çaba mıdır? Yani burada ne ispatlanmaya çalışılıyor? Çok güzel teğet geçmek, teğet geçmeyen bir düşünürümüz var, ama bu fuar halen teğet geçiyor. Çok teşekkür ederim.

Kurtuluş Kayalı – Şöyle bir hikaye var. Yani şimdi öyle bir şey var ki, bu toplumun dışındaki insanlar bile bu topluma zaman zaman bizden daha yatkın, yani mesela bir yabancıyı okuyorsun, hakikaten anlamış diyorsun. Birtakım şeyleri farketmiş diyorsun. Bizim yazarlardan birisi ismini vermeyeyim ayıp olur, bir yerde köşe yazıyor, sağlam bir yerde köşe yazıyor. Türkiye’deki irticai olaylarını konuşuyorduk. Kendi tabiri ile bana dedi ki; -ya hoca bak, bu gavurlar “irticai hareketlerine” bizim Kemalistlerden daha insaflı bakıyorlar- dedi. -Ne diyeyim haklısın- dedim. Ama dedim; -bu gavurlar, bu “kemalist harekete” de sizin baktığınızdan daha insaflı bakıyor- dedim. Yani şimdi bu topluma yabancı olmanın haklı tarafları vardır, mesela çok ilginç bir hikaye söyleyeyim. Bu Dergah Yayınları’nın sahibi Asım dedi ki, ilginç bir hikaye bu “Bir Fransız geldi. Beş Şehir’i geziyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gezdiği Beş Şehir’i. Fransız Beş Şehir’den ne anlar,” Fransız gibi geziyor anlatabiliyor muyum, ama öbür türlü baktığınız zaman bizimkiler de Fransız oraya baktığı zaman. Şimdi 1970 yılında Kemal Karpat Türkiye’de Sosyal Bilimler’in gelişmesi kongresine gelmiş. Türkiye’de yaşayan birtakım insandan çok daha barışcıl. İşte en başında söylediğim şeye geleceğiz, şunu söylüyor, çok ilginç bir hikaye, hakikaten bu toplum öyle bir toplum; “Topluma bakıyoruz, sosyologları, antropologları tuhaf bir şey hepsi diyor solcu” diyor. “Topluma bakıyoruz, edebiyatçılar, tarihçiler hepsi sağcı” diyor. Bu bizim toplumumuza has bir tuhaflık. Gerçekten bir dönemde felsefecilere, sosyologlara, antropologlara baktığınız zaman baktığın zaman, bunların tabii istisnaları var, hakikaten memlekette antropolog gibi geziyor, anlatabiliyor muyum, böyle bir zihniyetten şey çıkmaz, bu toplumda birtakım şeylerin olabileceğine dair bir kanaat çıkmaz. Sadece bütün hikaye bu değil, mesela Türkiye’de tarih yazılarına bak Orta Asya’yla ilgilenenler ülkücüdür, milliyetçidir. Ortaçağ’la ilgilenenler çoğu İslamcıdır. Yakın döneme kadar, geri dönemle ilgilenenlerin hepsi de modernleşmecidir, Kemalisttir. Türkiye’deki insanların beyni inceledikleri yazdıkları mevzu etkilemiyor. Türkiye’de insanların ilgilendiği konu beyinlerini etkiliyor. Kemal Tahir’in hoş bir sözü var, “Türkiye farklı bir memleket, bizim entelektüellerin kafasını kendi özgür düşünceleri etkilemez, ilgilendikleri konu etkiler”. Yani insan bir yere girdiği zaman oranın rengiyle çıkıyor, bir başka yere girdiği zaman oranın rengiyle çıkıyor. Bu hikaye zaman içinde çok fazla değişmez, 30- 40 sene sonra bakmak lazım. O zaman bakalım, 40 sene sonra konuşalım, bu hikaye böyle devam ediyor mu?
Dinleyici – Arkadaşın söylediklerine ilave yapacağım, bizim bu felsefeye teğet geçişimizin nedeni, biz bir düşünce rönesansını yaşayamadık. Rönesans biliyorsunuz 100 yıllık din savaşlarından sonra oluşuyor. Biz o din savaşını yaşamadık. Şu anda biz o din savaşını yaşıyoruz. Belki ileride bir Rönesans yaşarız.

Dinleyici – Biraz önce söylediğiniz konudan hareketle, Türkiye’deki tek partili döneme indiğimizde onların toplumuna bakışı okuduğumuz zaman, Türkiye özellikle 1990 sonrası İslamcı bir elit var bu anlamda, burada da topluma bakışta benzer sorunlar var, bunu nasıl yorumlarsınız hocam.

Kurtuluş Kayalı – Benim kafamda şöyle bir şey var, 1980’li yıllardan sonraki liberal sosyalist düşünce insanlarıyla, İslamcı düşünen insanları arasında acaip bir frekans uyumu var. Yani baktığın zaman eski dönemde bu bir solcuyla, bir sağcının teması o dönemde ki temastan çok daha sahici bir temas. Şimdi insanlar bu teorik metinlerle falan uğraşıyorlar, ismini vermeyeyim Kolonyalizmle ilgili çalışan birine Mehmet Küçük bir gün demişti ki “ya arkadaş bu şeylerin Türkiye’de neye tekabül ettiğini anlasan, bunu göğüsleyemezsin.” Bu hikaye soyut bir noktaya doğru gidiyor. Türkiye’de Sosyalistler ne ölçüde değişkense, Türkiye’de ki sağcılar da aynı ölçüde değişken. Yani insanın illa bu topluma teğet geçmesi için solcu olması gerekmez, belli tarz İslamcının da bu topluma teğet geçmesini mümkün kılar. Bir de baktığın zaman mesela son on sene içerisinde, Türkiye’de İslamcıların, özellikle siyaseten duyarlı olanların milliyetçi konulara bakış tarzını şöyle bir karşılaştırmaya kalk, hakikaten tuhaf bir şey görürsün. Bu barış bildirisine bir sürü İslamcı bir beş sene önce çok rahatlıkla, gönül rızasıyla imza bile atabilirlerdi, gibi geliyor. Ben bunu biraz basitleştirdim zaman olmadığı için, hakikaten baktığın zaman biz Osmanlı (36:41)?? birbirimize benzeriz. Bu toplum, bu coğrafya çok net bir biçimde insanları şekillendiriyor. Yani bütün hikaye adamın ne dediğine değil, söylemesinin nedenine bakacaksın. Bu dünya, bu coğrafya, hepimizi etkiliyor. Birbirimizden çok ayrışmış, çok farklı şeyler söylediğimiz dönemlerde bile frekanslarımız birbirine uyuyor gibi geliyor. Uymasa zaten bu kadar keyifli bir biçimde kavga edemeyiz.

Önceki İçerikBilgelik, Medeniyet Konuşmaları
Sonraki İçerik
leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

TWITTER

Son Eklenenler