Ana Sayfa Genel Cüneyt Arkın (1937-2022)

Cüneyt Arkın (1937-2022)

Size yine çocukluğumdan bir hatıra anlatacağım..

O akşam, tarifsiz kederli bir gündü..
Uçsuz bucak sız bir sonsuzluk hissi kapladı her yanı. Genç yüreğim bir garip burkulur, yalnızlık hissi yüreğime çökerdi..

Bütün gün kızgın güneş altında kuzuları kaparak, yeni ısınmaya başlayan bozkırda dolaşır, yorgun düşerdim. ..
İşte o zamanlar babam, tarlaların kıyısında oturur, aylarca eliyle büyüttüğü ekinlerini seyrederdi. Yanına giderdim…

Bir süre ikimiz de yalnızlığımızı yaşardık.
Neden sonra babam “Ekinler büyüyor oğlum, seslerini duyuyorum” derdi.
Akşamın hüzünlü sonsuzluğunda, gözlerindeki uçsuz bucaksız bahtiyarlığı görürdüm.

Çocuklarını da işte bu büyük merhametiyle, sevgisiyle büyütmüştü. Şimdi aynı sevgiyle ekinlerini büyütüyordu. Kuzularını da öyle büyütürdü…
Kurak toprağa minicik bir fide bile ekse, ona da tıpkı yüreğini verir gibi, su verirdi…

Küçük oğlunu büyütürken, onun korunmaya muhtaç başım, nasıl Anadolu kokan kocaman merhametli göğsünde şefkatle tutuyorsa, genç fideyi de öylesine, bütün varlığıyla sever ve korurdu. Çünkü babam gibi insanların kendileri, tabiat olmuşlardı.

Bir çalı dibindeki tarla kuşu, bir kertenkele, ılık ılık esen rüzgar, çatlamış bozkır toprağı, çiseleyen yağmur, gökyüzünün kandilleri yıldızlar, bulutlar ne ifade ediyorlarsa o insanlarda hepsi vardı.
Babam çoğu kez, toprak üzerinde namaz kılardı.

İbadeti bittiği zaman dua ederdi… Defalarca toprağı öper, okşardı… Çünkü toprak, onun ailesini, bütün aileleri besleyen bir nimetti.
Bu nimeti veren Allah’a sonsuz şükürler ederdi.
İşte bu insanlar, şükretmesini bildikleri için büyük insanlardı…

Bir yıl yağmur yağmadı. Babam yine tarlanın kıyısında oturuyordu. Susuz kalmış toprak gibi acı çekerek, bereket için direnen ama gittikçe sararıp solan ekinlerini, gözleri önünde ölen oğlunu seyretmek zorunda kalan bir baba gibi tarifsiz kederlerle bakıp duruyordu…

O yıl kıtlık geldi, hayvanlarımız da öldü.
Babam heybesine, kuru ekmek doldurdu. Hepimizin gözlerinden öptü. Uzaklara, gurbete para kazanmaya gitti.. Bir yıl sonra bir deri bir kemik evimize dönen adam babamdı.. İki heybe dolusu buğday, üç koyun kazanmıştı. Koca bir yıl içinde.

O buğdayı aynı sevgi dolu merhametiyle ekti, yüreğini verir gibi suladı. Dehşetli bir sabırla, öz evladını büyütür gibi koyunları çoğalttı. Yeniden, bereketli, güzel, mutlu günlere kavuştuk.
Bizim atalarımız işte böyleydi. Yılmaz, yenilmez, tükenmez birer yiğittiler..

Toprak, onların bereketli dostuydu…
Kuraklık, kıtlık yüzünden ellerinde olan her şey gitse bile, onlar hayata yeniden, yeniden başlardı. Asla yenilmezlerdi.

Zaman gelir bir buğday tanesine bile şükreder, onu eker, sabırla yeniden eker, bir taneden milyonlarca tane üretinceye kadar çırpınır dururlardı.
Bizler, hepimiz onların çocuklarıyız.

Yenilmeyerek, dayanmak, çalışmak bizim de kanımızda var. Şükürler olsun böyle bir milletin çocukları olduğumuz için…

CÜNEYT ARKIN

leventagaogluhttps://www.agaoglulevent.com
Düşünür, Araştırmacı Yazar, Şair. 1983 yılından buyana ihracat profesyoneli olarak çalışan Levent Ağaoğlu, 1997-2001 yılları arasında Hong Kong’da yaşadı; yaklaşan Büyük Asya Yüzyılı’nın ayak seslerini duydu hep. İsmail Gaspıralı’nın “Dil’de, Fikir’de; İş’te Birlik” idealinin peşinde koşarak Türk Evi, Düşünce ve İş Ocağı kitap serileri üzerinde çalışıyor; mütefekkir ve müteşebbis gözlem ve birikimlerini yazıya geçiriyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

TWITTER

Son Eklenenler